Mevlana'nın Ölümünün 730 uncu Yıldönümü Sebebiyle

Kendisinden feyz aldığı Baba Kemâl-i Cündî, bu hâline şöyle bir açıklık getirir ve der ki:

 

"Yüce Allah seni, senin gibi birine arkadaş edecek. O, senin adına her mârifet, bilgi ve hakikatleri dile getirip, söyliyecek ne gam!"

 

Gerçekten Mevlana, Şems'i kaybettikten sonra, duyup hissettiği bütün duygularının altına Şems'in adını yazdı.

 

Zaten Şems de arayış içindeydi. Allah'a yalvarıp durmuştu. Allah'ın kendisini velileri arasına katmasını istemiş. Duası kabul olmuştu.

 

Ama aradığı kimsenin Anadolu'da olduğu da söylenmiş. Bunun Mevlânâ Celaleddin-i Rumî olduğu belirtilmişti. Böylece başını onun yoluna koymuş. Onun için yollara düşmüş. Zamanı geldiğinde ise, başını ona feda etmişti.

 

Gerçi Mevlânâ da, Koca Yunus'un "Ete kemiğe büründüm, Yûnus diye göründüm!" dediği gibiydi. O da ete kemiğe bürünmüş bu dünyada görünmüştü. Ama aslında başka dünyaların insanıydı.

 

Bu dünyada bir garipti. Yalnızdı. Yalnızlığını giderecek, kendisine sırdaş olacak birinin doğal bekleyişi içindeydi.

 

Ya Şems, O'ndan farklı mıydı? Ne gezer! Aslında ikisi de birbiri için biçilmiş kaftandı. Birbirinden habersiz olarak, birbirini arıyorlardı. Birbirini bilmeden, birbiri için ilahî cânipten hazırlatılıyorlardı.

 

Gün ola harman ola! Bu iki derya birbirine kavuşacak. Birbirine ayna olacak. Her ikisi de, kendilerini birbirinde görecekti.

 

Mevlana bu vuslat, bu kavuşma sonucu habire yanıp duracak. Bugüne ulaşan uzun soluklu nefesler bırakacaktı ardında.

 

Çünkü Mevlânâ, sûreta aralarında bulunduğu insanlardan bambaşkaydı. Keza Şems de içlerinde yaşadığı insanlara hiç benzemiyordu.

 

Nitekim Şems'in hallerine, babası bile şaşıyor. Değişik hâl ve tavırlarına bir mânâ veremiyor. Başına bir şey gelmesinden korkuyor. Belki de aklından zoru var diye düşünüyor, hattâ aklından bile şüphe ediyordu.

 

Babasının kendi hakkındaki, biraz da haklı endişelerini küçük Şems, yaşından umulmayan bir büyüklükle cevaplandırdı. Bu muhteşem cevapta: Mevlana'nın da bambaşkalığının izahını buluyor, bir kat daha heyecanlanıyoruz. Sanki küçük Şems ilerde hem-sohbet olacağı zâtı da vasfetmiş nitelemiş gibidir.

   

MUHSİN BOZKURT

Emekli Öğretim Görevlisi

Şubat 2003