13.09.2000

Şüphesiz depremler –her şeyde olduğu gibi- sebepler dairesinde zuhur etmekle, ortaya çıkmaktadır. Fakat “bizzat hareket ettirici” sandığımız sebepler bizzat kendileri hareketin başlattırıcıları değil, ancak rol sahibidirler.

Asıl “hareket sahibi” onların arkasında iş gören Ezeli Kudret’tir. Sebepler, ancak Allah’ın kudretinden gelen hakiki etki ve tesirleri ilan edip, yaymakla görevlidirler.

Demek, sebepler dairesi, hükümetin kalem dairesi hükmündedir. Yukarıdan gelen emirlerin sadece tebligatı ve duyurulması o daireden yapılıyor. Çünki izzet, azamet ve büyüklük perdeyi yani sekreter ve katibi gerektirir. Tevhid/Allah’ın bir olması ve celal/Allah’ın son derece büyüklüğü de şirketi yani iradesine ortaklığı reddeder. Tesir ve etkiyi sebeplere vermez.

Evet , Ezeli Sultan olan Allah’ın memurları vardır ama, icraatçıları yani yapıcı ve yürütüceleri değillerdir. Ki, saltanat ve Rububiyetinde/Rablığının gerektirdiklerinde ortak olsunlar. O memurların görevi sırf dellallık olup, kudretin icraatını ilan ediyorlar.

Veya o memurlar, nezaret edici müşahitler/gözetleyicilerdir ki, gördükleri tekvini yani yaratmayla ilgili emirlerine karşı yapıkları itaat ve inkıyad/boyun eğiş ile istidatlarına göre bir çeşit ibadet yapmış olurlar.

Demek sebepler, ancak ve ancak kudretin izzetini, Rububiyetin/Rablığın haşmetini göstermek için konulmuş bir takım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için yardım edici değillerdir.

Hükümet memurları ise; hükümetin ihtiyaç ve aczlerini gidermek için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklardır. Bunun için, Allah’ın memurlariyle insanın memurları arasında herhangi bir münasebet ve benzerlik yoktur ve olamaz.

Yalnız bazı kimseler olaylardaki hikmetleri, gizli gayeleri ve güzellikleri göremediklerinden, Cenab-ı Hakk’tan şikayetlere başlarlar. İşte o şikayetlerin hedefini değiştirmek için araya sebepler konulmuştur. Çünkü kusur onlardan çıkıyor,onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.

Bu sırra latif bir misal suretinde, manevi bir temsi rivayet ediliyor:

Azrail Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk’a demişki: “Ruhların alınması görevinde, senin kulların benden şikayet edecekler. Benden küsecekler.” Cenab-ı Hakk, hikmet diliyle ona demiş ki: “Senin ile kullarımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Ta şikayetleri onlara gidip sana küsmesinler.”

Evet, nasılki hastalıklar perdedir, ecel’de vehmedilen fenalıklara kaynaktırlar. Ve ruhların alınmasında dıştan merhametsiz görünen ve rahmetin mükemmeliğine uygun düşmeyen bazı hallere dayanak olmak için o memuriyete bir nezaretçi ve İlahi kudrete bir perdedir, aracıdır.

Evet, izzet ve azamet ister ki, sebepler Ezeli kudret sahibi yüce Allah’ın elinde aracı ola aklın nazarında;

Tevhid ve celal yani Allah’ın bir ve büyük oluş keyfiyeti ister ki, sebepler ellerini çeksinler hakiki tesirden.

MUHSİN BOZKURT

Emekli Öğretim Görevlisi