|
Bizans
Devleti’nin başşehri olan İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından
29 Mayıs 1453’te fetholunmuştu.
Yıllardır yapılagelen fetih
şenliklerine, bu sene bir yenisi daha eklendi.
Fakat ne yazık ki, bu milletten
manen kopuk olan bazı aydın-yazarlar-ne hikmetse-bu
fetihten rahatsız olmaya, üzülmeye başladılar.
Utanmasalar Hrıstiyanlardan özür dileyecekler.
Bu, hayret ne kelime, dehşet
verici durum, Milli Eğitim’in millilikten yani
millete bakan yönünden ne kadar uzak olduğunu gösterir.
Ne hazin ki, temel meselelerde
bile, bir kısım aydınımız milletten farklı düşünüyor..
Millete zıt bir ruh hali içinde yetiştiklerini,
her fırsatta ortaya koyuyorlar.
Maalesef fetih, işgalle bir
tutuluyor. Neymiş efendim: “İngilizlerin Birinci
Dünya Savaşı sonunda İstanbul’u fethi de aynı
şekilde işgal imiş.”1
Neredeyse Fatih’e bu zabtından
dolayı –çekinmeseler- hesap soracaklar. Fatih
Sultan Mehmed’e karşı dostu ağlatan, düşmanı
güldüren bir tavır sergileniyor.
Ayrıca fetih kutlamaları da
tenkit ediliyor. Güya fethi kutlamakla, İstanbul’un
başkalarına ait olduğunu tescil ediyor/belgeliyormuşuz!
Doğrusu Avrupa’ya karşı ayıp oluyormuş!
Fesüphanallah Fetih münasebetiyle
yazılanlar ne menem şeyler yahu...Hani deveye
boynun eğri demişler de: Nerem doğru ki diye karşılık
vermiş ya, işte o hesap.
“(Evet) bazılarına göre İstanbul’un
1453’te Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet
tarafından fethi ile İstanbul’un Birinci Dünya
Savaşı’ndan sonra emperyalist devletler tarafından
işgali arasında hiçbir fark yokmuş, ikisi de işgalmiş!
Onun için ’29 Mayıs’ fetih günü değil, İstanbul’un
düşman işgalinden kurtuluşu olan ‘6 Ekim’ günü
kutlanmalıymış...”2

Doğrusu, usta kalem Hasan Pulur,
sözde fikir sahibi bu tiplere layık oldukları en
mantıki cevapları verip, onları ilzam ederek/susturmasını
bilmiştir.
“Bu mantıktan hareket edersek,
Birinci Cihan Savaşı’nda, emperyalistler hangi İstanbul’u
işgal ettiler? Fatih’in 1453’te işgal ettiği(!)
İstanbul’u değil mi? O halde, emperyalistler açısından,
bu işgal değil, kurtuluştur! Öyle mi?
“Sonra Türk ordusu ‘6 Ekim’de
ne yaptı? İstanbul’u kurtardı. Hangi İstanbul’u?
Fatih’in işgal ettiği İstanbul’u!!! Eee, mantık
bu olursa, şimdi ‘6 Ekim’lerde İstanbul’un
kurtuluşunu kutlayanlara sormazlar mı?
“Fatih’in işgal ettiği,
gasp ettiği İstanbul üzerinde Türklerin ne hakkı
var ki, kurtardık, diye kutluyorlar!”3
Prof. Dr. Mete Tunçay da: “Fethi
İngiliz işgaline benzetmek halt etmektir. Osmanlı’nın
yaptığı bir lütuf darbesidir.”4
diyerek gönlümüze su serpmiş ve o gibilerin ağızlarının
payını vermekte gecikmemiştir.
Nitekim “Tarihçiler (de),
Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u
almasının, 15-16 Mart 1920’deki İngiliz işgaliyle
bir tutulamayacağını,”5 söylüyorlar.
“İlk ve orta çağ boyunca büyük
kitlesel yerdeğiştirmeler büyük nüfus
hareketleri olmuştu. İstanbul’un fethi, bu tür
kitlesel yer değiştirmelerden bir tanesi. Buna işgal
denemez. İngilizlerin İstanbul’u işgali, bu tür
hareketlerin durulduğu bir döneme rastlıyor. Bence
bu iki olayı karşılaştırmak tarihsel olarak da
çok yanlış. (Tarihçi Prof. Dr. Halil Berktay)”6

“Kültürel yönden çökmüş,
ekonomisi felce uğramış, nüfusu alabildiğine
azalmış, bir zamanların ‘akıl ve himmet beldesi’
olan, fakat ‘harap’ bir kent durumuna gelmiş
bulunan İstanbul’u şenlendirmek, Fatih’in temel
kaygılarından biriydi. Bunu başardı da...İstanbul’un
nüfusu her yerden, kimi zaman zorla getirilenlerle
artırılırken, ekonomik yapıyı güçlendirmek için
önlemler alındı. Kent yeni dükkan, çarşı, cami,çeşme
ve saraylarla donatıldı. İstanbul Asya ile Avrupa’yı,
Akdeniz ile Karadeniz’i birleştiren bir
imparatorluğun merkezi konumuna geldi. (Prof. Dr.
Zeki Arıkan)”7
Çünkü “Fetih” açmak
demektir. Bir yeri ve orda yaşayanları; bulundukları
karanlık delhizlerden hak ve hakikate çıkarmaktır.
Işığa, aydınlığa, huzura, adalete ve insanlık
imkanlarına kavuşturmaktır. Bunun için önündeki
engelleri, kaldırmak, yolunu
açmak, hür
iradesini eline vermektir.
Fetih insanı sevmenin bir
gereğidir. Kendimiz için isteneni başkaları için
de istemektir. Bu uğurda, sırasında savaşı bile
göze aldığımızı göstermektir.
Hakkı, gerçeği ve doğruyu
bulmuş insanların; hemcinsi olan diğer insanları
da bu gerçekten haberdar etmek, onları bu
hakikatlerle karşılaştırmaktır.
MUHSİN
BOZKURT
Emekli
Öğretim Görevlisi
|