Ağaç; ben masa, sandalye, mobilyayım diyemez! Ama bunları olabilirim.. Bu potansiyel, bu gizli güç, bu birikim bende var diyebilir.

 

Masa, sandalye, mobilya olabilmesi; yontulmasına, işlenmesine bağlı. Marangoza teslim olmaktan geçer.

 

İşte insan aklı da böyledir.

 

İnsan da ben doktorum, ben kimyagerim, ben fizikçiyim diyemez. Fakat bunlardan biri olabilirim diyebilir.

 

Lâkin bir şartla: Eğitimle, eğitilmekle, ilgili mektebe gitmekle.

 

Öyleyse olmadan, olmuş gibi konuşmamalı.

 

Akıl; akıl olabilmesi için mutlaka istediği bir alanda yetişmesi lâzım. İnsanın, ehil insanın elinden geçmesi gerek.

 

Yoksa, söyledikleri iddia ve savdan öte geçemez. Samîmî olsa bile sonuç alamaz.

 

Üstelik elâlame rezil ve rüsvay olmak da var işin içinde..

 

Çünkü akıl, ortaya birşey koyan değil; ortada olanı tartan, kavrayan, anlayan ilahî bir yetenektir.

 

Tartar ama, tartılmaz! Akıl eder ama kendisi akıl edilmez!

 

Kavrar ama kavranılmaz.

 

Anlar ama anlaşılmaz.

 

şkülleri açar ama kendisi açılmaz.

 

Varlığı bilinir ama mahiyeti, iç yüzü bilinmez.

 

Fakat bu bilinmeyiş, bu meçhuliyet, hizmetine engel olmaz; faydalı oluşuna asla bir mâni teşkil etmez.

 

Akıl; başka akılların öğrencisi olmadıkça, başka akılların ne öğreticisi ne de öğretmeni olabilir.

 

Akıl; büyük bir açıklıkla öğrenmeli, öğrendiğini de büyük bir zevkle öğretmeli.

 

Çünkü para harcadıkça biter. İlim ise harcadıkça artar. Makusen mütenasip yani ters orantılı.

 

Bu hususta:

 

"Biliyorsun; neden öğretmiyorsun?" diye soran Sümerli, yol göstermeli bize. (Bilim ve Gelecek, Mart 2004 s.6)

 

Çünkü bilim; aklın gıdası.. Öğretmek ise paylaşımdır.

 

Üstelik her ikisi, hem bir insanlık gereği hem bir insanlık ereğidir.

 

MUHSİN BOZKURT

Emekli Öğretim Görevlisi

4 Nisan 2004

Bu site en son 17-03-2007 tarihinde güncellenmiştir.