Doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete yakışan doğruluğu, bir kısım insanımız, yazık ki gösteremiyor. Bu, özelikle kadınlara karşı davranışta kendini belli ediyor. Tabî bunda cehalet baş rolü oynuyor.

 

Sözün başında belirttiğimiz gibi, doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete yakışan doğruluğu bilmiyorlar. Bu yüzden kadınları çok üzüyorlar, çok eziyorlar. Hele Anadolu'da bilhassa köylerde ve kırsal kesimde, evin yükü hemen hemen kadının omuzlarında.

 

 

Evin içinde, herşeye hep koşan o!

 

Ev dışı, herşeye yine yetişen o!

 

 

Kadınlarımız çok çileli, hem de ne çile...

 

Çile bülbülüm çile der; çeker bile bile!

 

 

Olmalı kadınlarımız, analarımız baş tâcı daima.

 

Cennet, ana ayağı altında; demedi peygamber boşuna.

 

 

Kadın evin ana direği,

 

Herşeyler hep onun emeği.

 

 

Maddî manevî ne varsa kazançtan yana,

 

Sebebi olur eli öpülesi ana.

 

 

Didinir durur, ele güne karşı.

 

Susar, demez hiç, ne pazar ne çarşı.

 

 

Kadının durumu İslâmda -İslâma rağmen- yazık ki, hiç iç açıcı değil. Oysa kadın İslamda bulduğu değer. İslâmda kondu adam yerine. Oldu evin hanımı. Efendi üstünde efendi.

 

Gerçi insanımız okudukça, bildikçe ve anladıkça İslâmı... Daha iyi anlamış oluyor İslâmda kadını. Erkeğe verilmiş kadın denen büyük nimeti.

 

İslâmın kadına verdiği kıymeti birkaç örnekle somutlaştıralım. Damla denizden haber verir misâli. Varın siz ötesini düşünün derim:

 

Yanlış hatırlamıyorsam merhum Ali Arslan'ın "Büyük Kur'an Tefsiri"nde şu satırları okumuştum:

 

"Cömert kadın odur ki, çocuğunu emzirdiği için kocasından ücret talep etmez!"

 

Demek ki, kocanın hâli vakti yerinde olsa karısı böyle bir istekte bulunabilir.

 

Bu demektir ki, kadın çocuk bakıcısı değildir. Kendi isteğiyle çocuğuna bakar, besler, büyütür; o başka mesele. Asıl olan ona bakışısıdır. Onun ihmal edilmez bir şahsiyet sahibi oluşudur.

 

Çocuğunu ihmal etmiyen kadın, ancak bu gözle bakılırsa kendisine; olur mutlu... Kocasını da daha çok eder kutlu... Yoksa hangi kadın; evine ve içindekilere olmaz ki düşkün?

 

Cümlenin devamı şöyle: "Cömert erkek odur ki, çocuğunu emzirdiği için, hanımına ücret öder!"

 

Demek ki, kocanın durumu yerindeyse, eşine karşı böyle bir jest'de bulunabilir.

 

Değerli okur! Elbette her kadın çocuğuna da bakar, evine de, hem de severek... Üstelik üzerine titrer. Bunun için karşılık falan da beklemez.

 

Bu ifadeler, kadına ne gözle bakmanız gerektiği hususunda bizlere ışık tutuyor. Demek istiyor ki, İslâmda kadın, herşeyden önce insandır bir; erkeğin eşi, erkeğin sağ kolu, erkeğin hayat arkadaşıdır, ruh arkadaşıdır. Hayatı ortaklaşa bölüşğü can yoldaşıdır iki; hizmetçi değildir. Bakıcı değildir. Temizlikçi değildir. Bulaşıı değildir üç... Ya nedir? Evin başşesinde, evin taçlı hanımıdır o kadar...

 

Bu demek değildir ki, evin işlerine koşmaz, gerekeni yapmaz! Yapmasına yapar ama; mecbur olduğu için değil, yapmak istediği için yapmalı. Kendisini yapmaya mecbur hissederek yapmamalı. İstediği için yapmış olmalı. İşte koca, bu inceliğin farkına varmalı. Eşine o şekilde davranmalı.

 

*

 

Adamın biri, Hz. Ömer'in kapısını çalar. Fakat içerden sesler gelmektedir. Seslerden, Hz. Ömerin eşinin, ona bağırıp çağırdığını duyar. Gerisin geriye döner.

 

O arada, kapının vurulduğunu duyan Hz. Ömer kapıyı açar. Hızla uzaklaşan adama niçin geldiğini sorar. Adam:

 

-Önemli değil ya Ömer! Birşey yok! diyerek kaçamak cevap verirse de Hz. Ömer ısrar eder:

 

-Geldiğine göre, der, muhakkak bir sorunun var!

 

Adam, ister istemez şöyle  der:

 

-Ya Ömer! Sana benim hanımı şikâyete gelmiştim. Fakat baktımki, sizin eşiniz benimkinden daha beter! Sizi üzüyor, size karşı geliyor! Ve siz buna karşı susuyorsunuz! Bu durumda, kendimden utandım. Şikâyetten vazgeçtim!

 

Hz. Ömer, şu anlamlara gelecek şekilde bir cevapta bulunur:

 

-Kardeşim der, eşim evimin direği, evimin ve namusumun bekçisidir. Çocuklarımı yetiştiriyor, ev işlerini yapıyor, çamaşırlarımı yıkıyor, nefsimi teskin ediyor. Bütün bunlardan sonra o kadar da taşkınlığı olsun artık canım! Buna sabretmek lâzım. Herşeyi mesele etmemek, doğal karşılamak gerek.

 

Adam dersini almış, rahatlamış ve memnun olarak oradan ayrılır.

 

İşte büyük Ömer! İşte kadına karşı takındığı büyük tavır!

 

*

 

Yine Hz. Ömer'den başka bir harika örnek:

 

Adamın biri Hz. Ömer'e eşinden şikâyete gelir. Kazancının az olduğunu söyler. Buna rağmen karısının, kendisinden; güç yetiremiyeceği eşyayı satın almasını istediğinden yakınır. Binaenaleyh eşine birkaç lâf etmesini ister, Hz. Ömer'den.. Eşinin baskılarına bir son vermesini bekler Halîfeden...

 

Dikkat! Hz. Ömer: "Bu nasıl kadın? Nasıl olur da, gelirinden fazla imkân sağlamanı ister senden? Haddini bilsin! Olmaz böyle istek!" demiyor. Kadını paylamıyor! Kadını eleştirmiyor! Bizim böyle cevap vereceğini sandığımız gibi.

 

Ya ne yapıyor? Adama soruyor:

 

-Hangi semtte oturuyorsun?

 

Adam, oturduğu semti söyleyince, Hz. Ömer onun, zenginlerin bulunduğu bir mahallede oturduğunu öğrenir. Kadının çevresindeki yaşantıya özendiğini sezer. Bu yüzden kocasını bunalttığını anlar.

 

Kadını tenkit edeceğini sandığımız Hz. Ömer çok realist ve gerçekçi davranır. Şu anlamlara gelen muhteşem bir cevapta bulunur:

 

-Kardeşim der, ya oturduğun mahalleyi terket, başka bir yere taşın.. Evini bütçene uygun bir yere naklet! Ta ki, kadıncağız çevresinin etkisinde kalmasın! Çünkü görülen şey ihtiyaç olur. Kendisini istetir. Onu da seni de rahatsız eder. Huzurunuzu kaçırır. Ya da hanımın isteklerini yerine getir!

 

İşte Koca Halifenin, realistliği; hissiyat ve duygusallıktan uzak olarak soruna eğilmesi...

 

İşte İslâmdan sonraki Ömer'in, kaynağını İslâmdan alan; kadına bakışındaki isabetliliği..

 

İşte Halife Ömer,

 

Kadını böyle över.

 

MUHSİN BOZKURT

Emekli Öğretim Görevlisi

13 Nisan 2004

Bu site en son 17-03-2007 tarihinde güncellenmiştir.