|
Tapu
tahrir defterlerine göre, Şam ve Sivas yörelerinde yaşayan 1120
hanelik "Kürt Mehmedlü Cemaati", Dulkadirli Türkmenleri'ne bağlı
olması.
Elbistan'daki
Yassıpınar yaylakları ile Diyarbakır'da yaşayan
"Kürt Mehmedlü Cemaati" ise Bozulus Türkmenlerine
mensubiyeti.
Maraş'ın
Sarondi ve Engizek bölgelerinde yaşayan "Kürt
Atlu Cemaati" Dulkadirli Türkmenleri'nden Gözeciler
Taifesi'nden olması.
Urfa
bölgesinde yaşayan "Döğerli Kürtleri
Cemaati", 24 Oğuz boyundan Döğerli Türkleri'ne
aidiyeti.
Gök
Armut mezraasında yaşayan "Kürt Cemaati"
Bozoklar'a, Maraş-Elbistan yöresinde yaşayan
"Kürt Kızıl Cemaati", 24 Oğuz boyundan
biri olan Eymür Türkleri'ne ait bulunması.
Adana
Özerili'de yaşayan "Kürdaan Cemaati",
Ahmet bin Özer gurubuna, Adana Kınık'da yaşayan
"Kürtler Cemaati" ise, Şah Melik Taifesi'ne
bağlılıkları.

Öte
yandan, defterlerde, özellikle İçel ve Mut'ta
bulunan ve Kürt ismi taşıyan aşiretlerin tümünün
Türk boylarına bağlı olduğunun belirtilmesi.1
Prof.
Dr. Laszlo Rasonyı'nın "Tarihte Türklük"
kitabında "Türk asıllı Kürt oymağı"derken,
tarihi bir tesbitte bulunması.2
"Ahmede
Hani, Botan Beyi'ni methederken doğudaki Kürt
vatandaşlarımızın asıl ve kökenleri hakkında
da bir ipucu vermektedir.
'Ecnas-i
milel muti' u minkad
Nesle
vi Ereb, emir-i ekrad.'
"Milletlerin
çoğu ona itaat etmiş ve boyun eğmişti. O aslı
Arab, Kürtlerin emiriydi. Malumdur, Emevi ırkçılığı
ve zulmü zamanında Arabistan yarımadasından,
seyyidlerden, Hz. Peygamber'in sülalesinden,
Sahabeler'in çoğunluğunun torunları Doğu Anadolu'ya
göç etmiş; bu bölgeye yerleşmişlerdi. Bugün Doğu
Anadolu'da Halit bin Velid, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin
neslinden binlerce Kürt vatandaşımız vardır."3
Derken Doğu'nun sırf Kürtlerden ibaret vatandaşlarımızla
meskun olmadığına işaret etmesi; yani karşımıza
Kürtleşmiş Arapların da çıkması, "Kürt"
kelimesinin, ayrı bir ırk olarak değil de vasıf
olarak kendisini göstermesi.
Meşhur alim Tahir-ul-Mevlevi, Çelebi için, arş
hazinelerinin anahtarı, ferş, yani yer
definelerinin emini, zahiri ve batıni birçok
fazilet sahibi, hakkın ve dinin keskin kılıcıdır.
İsmi: Hasan bin Muhammed bin Hasan'dır. (İbn-i ehi
Türk) denilmekle tanınmıştır, dedikten ve Konya'nın
eşraf ve ayanından iken, yalnızlığı
ihtiyar eylemiş, Hz. Mevlana'ya intisab ederek, on
seneden fazla hizmet-i Mevlana'da bulunmuş, Mesnevi'yi
yazmak vazifesiyle, adının ebediyyen anılmasına
muvaffak olmuştur. Hazret-i Pir'in kendisine
fevkalade teveccüh ve muhabbeti vardı, diye de
vasfettikten sonra, gayri ihtiyari "Çelebi Hüsamüddin
hazretleri, aslen Kürddür, yani Türk Irkındandır."şeklinde,
vurucu bir cümle sarfetmekle, farkında olmadan, büyük
bir hakikate parmak basması.Böylece "Kürt"
kelimesinin ırk ismi olarak değil, vasıf olarak
kullanıldığını, dolayısiyle göstermiş olması.4
Yazar Mehmet Niyazi'nin: "Bir Kürtçü
arkadaşım da Kazakistan'a gitmiş; orada üç gün
kalmış, döndükten sonra görüştüğümüzde
bana şunları söyledi: 'Senin söylediklerine inanmıyordum.
Fakat Kazakistan'da geçirdiğim üç gün zarfında,
sizin kullanmadığınız, bizim Kürtçe diye
kullandığımız 221 kelimeyi Kazakların da kullandığını
tesbit ettim. Ne Kazaklar Kürdistan'a geldi, ne de Kürtler
Kazakistan'a gitti. Vallahi biz de Turani'yiz.'
demesini" nakletmesi.

Ayrıca:"Bir
süre önce, hekim olan bir Kürt kardeşim bana
geldi: 'Son devirde yapılan çalışmalarla aslımızı
Urartular'a bağlamak istiyorlar. Ben Ermeniler'le değil
de Türklerle kardeş olmanın gururunu yaşamak
istiyorum. Niçin tarihimizi araştırmıyor, aslımızı
yazmıyorsunuz?' diye feryat etmesini" yazması.
Ve:"İdris-i
Bitlisi Hazretleri'nden, Alman Pr. Fritz'e kadar Kürtler'in
menşelerine ait araştırmalar da Türkler'i haklı
göstermektedir."5 diye hükme varması.
Çince,
Rusça, Türkçe, Arapça, Farsça ve bütün Batı
dillerinden yararlanarak ilmi bir eser yazan Prof. Dr.
De Groot'un Kürtler konusundaki bütün eserlere
kaynaklık eden "Die Hunnen" adlı kitabında,
Kürtlerin menşeine dair belgeler yer alması.
Yine
bu eserde, Oğuz Han'ın yirmidört torunu olması
dolayısiyle Türklerin de 24 ana boya ayrıldığı,
Oğuz Han'ın torunlarından birinin adının Kürt
olduğu, Kürtlerin de onun adını taşıdığı yazılı
olması.
Yine
bu kitapta, Orhun Abideleri'nde kullanılıp da bugün
Anadolu Türkleri'nin kullanmadığı, ama Kürtçe'de
bu kelimelerin 532'sinin yaşadığı belirtilmesi.
Yine
bu eserde, Yenisey Abideleri'nde Uygur Hakanı'nın:"Ey
Kürt Beyleri" diye hitap ettiği zikredilmesi.6
tek tek üstünde durup düşünülmesi gereken
hususlardır.
Nıtekim:"Bugüne
kadar kaydı yapılan 11 bin 769 aşiret arasında adında
"Kürt" kelimesinin geçtiği, 2920 haneden
oluşan 92 aşiret tesbit ettiklerini anlatan ve bu
bilgilerden "Kürt" adının tümüyle
farklı, etnik bir grup olarak nitelendirilemeyecek
bir şekilde karşılarına çıktığını bildiren
Prof. Halaçoğlu, bu araştırmayla, "Kürt"
adının hem aşiret hem de isim olarak, Türkler
tarafından da sıkça kullanıldığını ortaya
koymuştur."7
Türklerle
Kürtlerin ayniyetine dair son bir misal: Bir gün,
uzun zamandır Van'da ciddi bir şekilde yayınlanan
mahalli İkinisan gazetesinde, neşriyat müdürü
sayın Ali Laleci Bey ve yaşlı zatlarla sohbet
ediyorduk. Söz döndü dolaştı Van halkının ve
dolayısiyle Doğu ve Güneydoğu halkının menşei
üzerinde yoğunlaştı. Van'ın yaşlı başlı gün
görmüş zevatından olan bu muhteremler, bir hatıralariyle
sözü bağladılar.
"Efendim
dediler, bundan yirmi yıl kadar önce, Avrupa'dan
Van'a bir araştırıcı gelmişti. Batılı ilim
adamına sorduk: Anadolu insanının kökenleri hakkında
ne dersiniz? Gezip gördüğünüz yerlerde kaç çeşit
kavim ve kültürle karşılaştınız?"
Batılı
araştırıcı, bu sualimize karşı, daha da ciddileşerek
ve kendinden gayet emin bir şekilde şöyle cevap
verdi:
"Eskişehir'den
buraya kadar, Anadolu'yu her yönüyle, bilhassa
halkiyat ve folklör bakımından tetkik edip, araştırmak
için, köy köy gezip dolaşmadığım yer kalmadı.Her
yerde, aynı ziraat alet ve edevatiyle, aynı yiyip içme,
aynı giyim kuşam, aynı oturup kalkma, aynı düğün
dernek, aynı davul zurna, aynı horon tepme ve aynı
inanç içinde, velhasıl ortak bir kültürle karşılaştığımı
anladım. Yine anladım ki, Anadolu'da yaşayan halk,
dış görünüşü itibariyle de, iç yapısı bakımından
da aynı milletin oraya buraya serpiştirilmiş birer
uzantısından başka birşey değildir."

"Daha
önce, Frechen'de Kürtçü ve komünist olarak
bulunan bir öğretmenimizin -özellikle- Prof.Dr. De
Groot'un 'Die Hunnen' adlı kitabını ve bunun gibi
daha nicelerini okuyunca, ilmi deliller karşısında
gerçeği görerek: 'Kürtlüğüm, Türklüğümün
isbatıdır.' sözünü prensip edinmesi."8
Netice
itibariyle hepimizin Oğuz Han'ın torunları olduğumuzun
resmidir.
_________________________________
1.
Halide Tayyar, Ortadoğu, 2 Ağustos 1996
2.
Prof. Dr. Laszlo Rasonyı, Tarihte Türklük (Üçüncü
Baskı) Ankara-1993, s. 128
3.
Ercan Adak, Nubihar ve Ahmede Hani(2), Zaman, 1 Şubat
1996, s.2
4.
Mevlana Celalüddin-i Rumi, Mesnevi Cilt: 1-2,
Terceme ve Şerheden: Tahir-ul-Mevlevi, (İkinci Baskı),
İstanbul-(Tarihsiz),s. 43-46
5.
Mehmet Niyazi, Tercüman, 6 Eylül 1993, s.8
6.
Dr. Mehmet Niyazi Bey'e gönderilen bir mektuptan
nakleden, Prof. Dr. İsmet Miroğlu, Türkiye, 14 Eylül
1996
7.
Halide Tayyar, Türkiye'nin aşiret haritası
çıkarılıyor,Kürtler,Türkler'den ayrı "Etnik
Grup" değil,Ortadoğu, 2 Ağustos 1996
8.
Prof. Dr. İsmet Miroğlu,Bu Oyun Mutlaka
Bozulacaktır, Türkiye, 14 Eylül 1996
MUHSİN
BOZKURT
Emekli
Öğretim Görevlisi
|