|
"Avrupa
Parlementosu ve AB ülkeleri Türkiye’de Kürtlerin,
kendi dillerinde konuşmalarına, eğitim yapmalarına
ve kültürlerini yaşamalarına izin verilmediğini
söylüyorlar. Kürt sorunu diye adlandırılan
sorunun çözümlenebilmesi için etnik hak olarak Kürtçe’nin
kullanılmasının serbest bırakılmasını
istiyorlar. Kürtçe’yi Anadolu’nun Güneydoğusunda
ve doğusunda yaşayanların kimliğinin temel unsuru
sayıyorlar.”1
Halbuki,
“Türkiye-Irak-İran üçgeninde yerleşik bulunan
çeşitli etnik toplulukların (Zaza, Goran, Lur,
Kelhur, Beluci, Asuri, Dürzi, Feyli, Hawramani,
Bahtiyari, vb.) ‘Kürt’ adıyla adlandırılmaları
ne kadar yanlış ise, bu toplulukların, dilbilimsel
açıdan birbirlerinden farklı dillerine, genel bir
ifade ile “Kürtçe” denilmesi de o derece yanlış
ve hatalıdır.

“1597
tarihinde, Bitlis Sancağı Beyi Şeref han tarafından
yazılan Şerefname’de, ‘Kürt’ diye
nitelendirilen topluluklar, konuştukları dillere göre;
Kurmanci, Lor, Kelhur, Goran (Şeref Han, Şerefname,
Çev. M. Emin Bozarslan, İst.-1971, s:22) şeklinde
tasnif edilmişlerdir.
“Tasnifi
yapılan dillerin her biri de kendi içerisinde çeşitli
konuşma gruplarına (lehçe, şive, ağız) ayrılmaktadır.”2
Rojgi
denilen Bitlis Kürtlerinin kendi aralarında kullandıkları
sözler vardır ki bunları diğer yerlerdeki Kürtler
anlayamazlar.3
XVI.
asrın meşhur seyyahı Evliya Çelebi, bölgeye ait
izlenimlerini aktarırken: “Burada çeşitli (16
farklı) diller konuşulmakta olup bunlar: Zaza, Lulu,
Hakkari, Avniki, Mahmudi, Şirvani, Cezrevi, Pesani,
Sencari, Hariri, Erdelani, Sorani, Halifi, Cenvani,
İmadi ve Roziki lisanlarıdır.” der.4
“Diyarbakırlı Sosyolog
Ziya Gökalp de, 20. yüzyılın başlarında bu
konuyu irdelerken; Kurmanci, Zaza, Soran, Goran, Lur,
Bahtiyari, Kelhur, Feyli, Lek gibi dil/lehçeleri
saydıktan sonra, şu değerlendirmeyi yapar:
“ Kürtçenin
birbirinin mensupları tarafından kat’iyyen anlaşılmayan
dört muhtelif lisana (Kurmanc, Zaza, Soran, Lur)
alem olduğu anlaşılıyor. Bu dört lisanın
sahipleri birbirinin dillerini anlamazlar. Dolayısıyle
aradaki farklar lehçe farkları değil, lisan
farklarıdır. Bu dört dilin herbiri, lisaniyet
itibariyle müstakil bir lisandır. Herbiri müteaddid
(çeşitli) lehçelerden de mürekkeptir. (Ziya Gökalp,
Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (Haz.
Şevket Beysanoğlu), İst.1992, s.24,25,95,96.)
“Irak
Kürtlerinden Prof. Tevfik Vehbi’nin tasnifi ise; 1.
Zaza, 2. Gorani (Hawrani, Zengene, Kakeyi, Bajelan),
3. Lurhi (Mamesani, Kelhori, Feyli, Laki, Baxtiyari),
4. Kurmanci (Bahdinan, Hekari, Asthi, Bohtan, Beyazid),
5. Sorani (Seneyi, Suleymani, Mukri) (Tori, Ferheng,
Kurdi-Tırki, İst.-1992, s.6,7.) şeklindedir.
“Türkiye
Kürdistan Demokrat Partisi eski Genel Sekreteri Dr.
Şıvan da; Kurmanci, Sorani, Zazaki, Gorani,
Hevramani lehçelerini saydıktan sonra, ‘Bunların
yanı sıra, büyük aşiretlerin ve vadilerin de
kendilerine özgü birtakım şiveleri vardır.’ (Dr.
Şıvan, Zmane Kurd/Kürt Dili, İstanbul-1976, s.28,29.)
demektedir.
“Nitekim,
yine Kürt orijinli olan Mesud Fani’nin; ‘Kürtçe
bir göçebe dili sınırını aşamamış, bunun yanı
sıra da, biri diğerinden farklı bir çok lehçe
meydana gelmiştir. (Messoud Fany, La Nation Kurde et
son Evolution Sociale, Paris 1933, s.85,86; Türkçe
Basım: Mesud Fani (Bilgili), Kürtler ve Sosyal Gelişimleri;
Ankara 1933, s.44)’ şeklindeki sözlerinin üzerinde
de düşünülmesi gerekmektedir.
“Öte
yandan; bazı Kürtçü ideologların politik çıkarlar
gereği ‘Kürtçe’ye dahil ettikleri bazı
dilleri (Zazaca, Goranice, Lurca, v.s.); V. Minorski,
David N. Macenzie, Joyce Blau, Karl Hadank, Oskar
Mann, Meyer Benedictsen, Peter Alford Andrews vb.
Gibi tanınmış bilim adamlarının yanı sıra, bazı
Kürt yazarları da Kürtçe’nin dışında tutmuşlardır.
“Örneğin;
Şeref Han, Kamuran Ali Bedirxan, Ciğerxwin vb. Gibi
bazı Kürt tarihçi ve dilcileri, Zaza dilini Kürtçe’den
ayırmışlardır. Ayrıca, Zaza orijinli yazar ve
araştırmacılar da Zazacanın Kürtçe’den ayrı
ve bağımsız bir dil olduğu görüşündedirler.
“Mesud
Fani’nin deyişiyle; ‘bir göçebe dili sınırını
aşamamış olan Kürtçe’nin, onlarca lehçe, yüzlerce
şive ve ağız farklılığı yansıtan özelliği,
onun ‘eğitim dili’ olmasına imkan vermemektedir.
“Kürt
dili için hangi lehçenin temel alınacağı konusu
da öteden beri Kürt yazarları arasında tartışma
konusu olmuştur. Örneğin, Iraklı Kürtler
Soranice’de ısrar ediyorlar. Celadet Bedirxan,
kendi dili olan Kurmanci’nin Botan şivesini öneriyor.
Kürt tarihçi M. Emin Zeki ise Mukri lehçesinde ısrar
ediyor ve şu gerekçeyi sunuyor: ‘Etnografik,
filolojik, coğrafik durumlar, tarihi belgeler,
rivayetler, toplumsal kanıtlar gösteriyor ki,
Sabalah bölgesindeki Mukri Kürtler’nin lehçelerini
Kürt dili için temel almamız gerekir (M. Emin Zeki,
Kürdistan Tarihi, İstanbul-1977, s. 174).’Başka
Kürt yazarları da daha başka lehçeleri öneriyorlar.
“Bir
‘kabile dili’ özelliğine sahip bulunan ve adına
‘Kürtçe’ denilen ‘Kurmanci’yi öne çıkararak,
bunu yazı dili haline getirme gayreti içerisinde
bulunan çevrelerin yazdıklarını halk okuyamamakta
ve anlayamamaktadır. Çünki, en gelişmiş lehçe
olarak kabul edilen Kurmanci bile yazı diline
uyarlanamamktadır. Kurmanci’de karşılığı
bulunmayan kelimeler, başka dil ve lehçelerden alınarak
dildeki yetersizlik giderilmeye çalışılmaktadır.

“
‘Kürtçe’ adı altında birleştirilmek istenen
Kurmanci, Sorani, Gorani, Luri, Zazaki vb. Gibi
kabile dillerinin eğitim-öğretim dili olamayacağı
gerçeğini, Kürt orijinli yazar, eğitimci ve
politikacılar da kabul etmektedırler.
“Bölgenin
coğrafi şartları, konuşma çeşitlerini
birbirlerinden büyük farklılıklar gösteren bir
biçimde kesin sınırlarla ayırıştır. Öyle ki,
bazı yörelerde, bir köyde konuşulan diyalekt ile
komşu köyde konuşulan diyalekt arasında bile anlaşılırlığın
olmadığı görülmüştür. Her bir konuşma çeşidi,
fonetik ve morfolojik bakımdan ancak kendi içlerinde
ortak noktalar ihtiva eden diyalektler grubudur.
Herbir diyalektin, bir bölgede veya komşu bölgelerde
çok dar bir alanda kendi içinde anlaşılırlığı
söz konusudur.
“Tabii
ki dili anlaşılmaz hale getiren bu duruma halk da
tepki göstermektedir. Bunun da ötesinde asıl sorun,
Kurmanci’nin diğer dil veya lehçeleri (Zazaki,
Gorani, Luri, Sorani, Bahtiyari, Feyli, Leki, Kelhuri,
Mukri, Şexbızıni, vb.) konşanlara dayatılmasında
yaşanmakta, bölgedeki diğer dilleri/lehçeleri
konuşanlar, Kurmanci konuşup yazmaya zorlanmaktadır.
Oysa
“gerçek dil, kullanıma hazır geniş bir kelime
hazinesi olan yazılı-eğitim dilidir.
“Kelime
hazinesi çoğunlukla başka bir dile ait ise, cümle
teşkili ve ifade şekli başka bir dilden alınmışsa,
morfoloji sistemi dengesizse, kendine ait ve dilin özelliklerini
koruyan bir alfabesi yoksa, edebiyat ve eğitim düzeyine
geçememişse, konuşulduğu yöreye göre değişiklikler
arzediyor ve o belirli yörede sınırlı kalıyorsa,
bu, ilkel anlaşma dillerinden birini tanımlıyor
demektir. Bu iletişim şekilleri, sadece vernaküler
olup, eğitim ve kültür dili olamazlar. (Prof. Dr.
Mehlika Aktok Kaşgarlı, Kürt Uygarlığı ve Ağızları
hakkında Düşünceler, Ankara, 1991, s.20-21.) ‘Kürtçe
buna en güzel örnektir.
“İstanbul’da
kurulan Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti (1908) ve Kürdistan
Teali Cemiyeti (1918) ile Lübnan’da teşkil edilen
Hoybun Cemiyeti’nin (1927) kurucuları arasında
yer alan Diyarbakır/Erganili Dr. Mehmet Şükrü
Sekban, 1933’te yayınlanan kitabında; Irak’ta Kürtçe
konuşulan Süleymaniye ve diğer bazı kentlerde, Kürtçe
eğitim yapılmasına rağmen hiçbir olumlu
neticenin alınmadığını, çünki Kürtçenin en
temel ihtiyaçlara bile kafi gelmeyen bir dil olduğunu
ve bununla kültürde ilerleme sağlanamayacağını
(Dr. Mehmet Şükrü Sekban, ...Türkçe basım: Kürt
Sorunu, İstanbul 1970, s.24-25.) belirtmiştir.
“Fransa/Strasbourg
Üniversitesi’nde dilbilimi profesörü olan Japon
asıllı Goichi Kojima, 1970-1986 yılları arasında
Türkiye’ye hemen her yıl yapmış olduğu seyahat
ve incelemelerinden edindiği izlemimlerini anlattığı
kitabında;
“
‘Kürtçenin bir dil değil, ancak bir diyalektler
topluluğu olduğunu, Kurmançca ve Zazacanın
gramatik özellikleri ve kökeni itibariyle büyük
farklılıklar gösterdiğini ve pek çok alt
diyalekte ayrıldığını, dolayısıyle bölge
insanının tamamının birbiriyle anlaşmasını sağlayabilecek
ortak iletişim yaratma özelliğinden yoksun olduğunu,
Türkiye’de 3 grup Zazaca, 5 grup Kurmançca konuşulduğunu,
bunların birbirlerini hiçbirşekilde anlamadıklarını,
aslında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da her 40-50km’de
yeni bir ‘Kürtçe’ oluştuğunu, tüm bu
dillerin yazılı şekli olmadığı gibi, edebiyat
ve kültür dili düzeyine de ulaşmadıklarını, bu
nedenle eğitimde, ‘Kürtçe’lerden birini seçip
öteki gruplara dayatmanın ne pratik ne de insan
haklarına uygun bir iş olamayacağını’ (Prof.
Dr. Goichi Kojima, Türkiye’nin Bir Başka Vechesi,
Japonya 1991, 200 s.) ifade etmiştir.”5
“Japon
asıllı büyük dilci Kojima...Türkçeyi aksansız
konuşuyor. Ayrıca 25 civarında dili şarkılarıyla,
masallarıyla biliyor. Üç ayda bir dil öğrenebiliyor.
“Türkiye’deki
diller konusunda yazdığı 11.9.1986 tarihli raporun
bir nüshası bende de var. Kendisi o zaman Lyon Üniversitesi’nde
öğretim üyesiydi. Tanıştığı dönemim Lyon Başkonsolosu
Büyükelçi Özcan Davas’a bu raporu vermiş.
“Yıllar
süren bir çalışmadan sonra 1985 yılına gelindiğinde
Kojima, Türkiye’nin yaklaşık yüzde 80’inde
konuşulan dilleri ve diyalektleri 56 olarak saptamıştı.
“Dolaşmadığı
yüzde 20’lik bölümde de aynı oranda dil olması
halinde ülkede 70-71 civarında dil olabileceğini
iddia ediyordu.
“Kojima’nın
bulgularına göre Kürtçe diye tek bir dilden söz
etmek doğru değil. Olsa olsa Kürtçeler grubu var.
Bu grubun içiğnde sayılan Zazaca ve Kirmançi iki
ayrı dil. Yani zazaca Kürtçrnin bir kolu değil.
Zazaca ve Kirmançi gruplarının temel kelime
hazineleri karşılaştırıldığında ortak hiçbir
kelime yok.
“Ayrıca
Zazaca kendi içinde üç, Kirmançi beş alt gruba
ayrılıyor. Bu alt gruplara mensup olanlar da kendi
aralarında adeta tümüyle farklı diller konuşuyorlarmış
gibi anlaşamıyorlar.
“Kojima
aslında her 40 ila 50 kilometrede yeni bir Kirmançi
oluştuğunu, bu nedenle sözgelimi Kirmançi’nin
50 çeşidinin türediğini, bölgenin dağlık olmasının
buna yol açmış olabileceğini söylüyor.
“Paris’teki
Kürdoloji Enstitüsü’nün Zazaca yazılı
metinleriyle Kirmançi’nin gerçekten tek yazılı
türü olan Süleymaniye Kirmançi’siyle yazılmış
metinleri Anadolu’da kime okuduysa anlamamış.
“Raporunda
Kirmançi diyelektlerinin yeterli kelimeye sahip yazı
dilleri olmadıklarından eğitime de elverişli
olmadıklarını yazıyor. Bunlardan bir eğitim dili
yaratmak için bir Kirmançiyi seçip yoğun biçimde
Türkçe kelimelerle doldurduktan sonra, adeta yabancı
bir dil gibi diğer Kirmançi bölgelerine dayatarak
öğretmek gerekeceğini vurguluyor.”6

“Kojima’nın
raporunda dendiği gibi, Kirmançi ve Zazaca iki ayrı
dil grubuysa, Zazaca ve Kürtçe değilse, Kirmançi
kendi içinde birbirleriyle anlaşamayan beş alt
gruba, her alt grup da kendi içlerinde hiç veya tam
anlaşamayan sayısız gruplara ayrılıyorsa, bunların
hiçbiri yazılı eğitim dili değilse ve Türkiye’de
böyle 70 civarında dil varsa, bu bulguların ‘Kürt
sorunu’ üzerinde çok önemli etkileri olacağı açıktır.
“Nitekim
Kojima’nın Le Monde’a 30 Kasım tarihli mektubu,
Türkiye’de toplumun Türkler ve Kürtler olmak üzere
ikiye ayrılamayacağını, zira böyle oluşturulan
Türk ve Kürt grupların altında çok sayıda
birbiriyle anlaşamayan dil ve diyalekt bulunduğunu
teyit ediyor.
“Sorun,
Kojima’nın işaret ettiği gibi, Kirmançi
diyalektlerinin neredeyse sayısız parçaya bölünmüş
olması ve temel kelime hazinesinin yetersiz bulunması
dolayısıyle, dilbilim açısından yarattığı olağanüstü
güçlüklerden kaynaklanııyor.”7
“1996
Mart ayında Başbakan Mesut Yılmaz’ın Iğdır’da
yaptığı konuşmadaki açılımından sonra, Kojima’yı
Türkiye’ye, Dışişleri Bakanlığı’na davet
ettim ve kendisine beş Kirmançi alt grubu için
ortaokullarda haftada bir kaç saat okutulacak seçimlik
ders kitapları hazırlayıp hazırlayamayacağını
sordum. Gülerek buna imkan olmadığını, zira her
alt grubun altında da çok sayıda birbiriyle anlaşamayan
diyelektler bulunduğunu söyledi.”8
“Bütün
bu açıklamalar çerçevesinde söylenebilecek husus
şudur: Herşeyden önce, onlarca dil/lehçe/diyalekt
ile yüzlerce şive ve ağzı ‘Kürtçe’ adı altında
toplamak, bilimsel gerçeklere aykırıdır. Bununla
birlikte, Kürt politik çevrelerince öne çıkarılmak
istenen ‘Kurmanci’ dilinin, eğitim-öğretim için
yetersizliğinin yanı sıra, diğer dil/lehçe/diyalekt
ve şiveleri konuşanların da bu dilden (Kurmanci) eğitime
tabi tutulmak istenmesi, eğitim dili yaratmak adına
yapılan bir zorlamadan ibarettir ve aynı zamanda bölgede
diğer dil ve lehçeleri ‘konuşan’ geniş
kitleleri de yok sayan antidemokratik bir yaklaşımdır.”9
Naklettiğimiz
bilgiler doğrultusunda, Genelkurmay’ın açıklamasındaki
isabet derecesi, her türlü takdirin üstündedir:
“Kürt
diliyle eğitim ve TV yayınlarının uygulama alanına
konulması pratikte mümkün değidir. Bu zorluk beş
lehçe ve çok miktarda ağız farklılığından
ileri gelmektedir. Ayrıca Türkiye’de Türk kimliğiyle
bütünleşmiş bir çok değişik köken aleyhine Kürt
kökenli vatandaşlara ayrıcalık tanınması
Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmayacağı
gibi, eğitim birliği yasasıyla da bağdaşmaz.
“Genelkurmay’ın
açıklamasında, Batılı ülkelere (de) şu uyarıda
bulunuldu:
“...Türkiye’deki
devlet görevleri ve kademelerinin, köken farkı gözetmeden
herkese açık olduğuna dikkat çekilen açıklamada:
‘Hangi kökenden gelirse gelsin, vatandaşlarımız
istediği okula gidebilir, istediği mesleği seçebilir’
denilerrek şu görüşlere yer verildi: ‘Hiçkimseye,
hiçbir yerde ve hiçbir alanda yaşamö can ve mal güvencesi,
hukuk ayrımı yapılmaz. Dillerini, konuşma ve isim
koyma gibi kültürel içerikli konularda hiçbir kısıtlama
yoktur.’”10
Sonunda,
bu gerçeği kavrayanlarda biri olan mezkur “Dr. Şükrü
Mehmet Sekban, 1881’de Ergani’de doğmuştur.
1903 yılında Yüzbaşı rütbesi ile Askeri Tıbbiye’den
mezun olmuştur.
“...Emperyalist
devletlerin el altından destekledikleri Kürtçülük
akımı ülkemizde başlamıştı. Kürtçü çevrelerle
temas kuran Dr. Sekban, 1908 İkinci Meşrutiyeti’nden
sonra kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti
kurucuları arasında bulunmuş, Kürtçülük davasının
bir numaralı savunucularından olmuştur.
“Dr.
Sekban, ayrıca 1912’de kurulan Kürt Üniversite
Öğrencileri Derneği olan Hevi Cemiyeti’nin
Kurucularından olmuş, bu cemiyeti yönetmiştir.
Daha sonraki yıllarda, mayıs 1918’de Seyid Abdülkadir’in
başkanlığında kurulan Kürt Teali Cemiyeti’nde
de yönetim kurulu üyesi olarak bulunmuştur. Dr.
Sekban, Seyid Abdülkadir, Emin Ali Bedirhan ve
cemiyetin diğer üyeleriyle birlikte yabancı elçiliklere
gitmiş, muhtariyet için muhtıralar vermiştir..18
Aralık 1923 tarihinde Beyrutta ve yine bu sıralarda
Kahire’de yayınlanan iki mektubu ile de Kürtlere
muhtariyet verilmesini ve Kürtçe’nin resmi dil
olmasını savunmuştur.
“Hoybun
Komitesi’nin başkanlığını da yapan Dr. Sekban,
Cemiyet-i Akvam’a Kürtler hakkında bir mektup göndermiştir.
“Ancak,
derin araştırmalar sonucunda gerçeği gören Dr.
Şükrü Mehmet Sekban, 1933 yılında Paris’te
Fransızca olarak “La Question Kurde” (Kürt
Meselesi) adlı kitabını yazmıştır...1960 yılında,
İstanbul’da hayata gözlerini yummuştur.
“Araştırmasında,
Kürtlerin Türk olduklarını ilmi delilleriyle
ortaya koyan Dr.Sekban, ayrıca Kürtçe’nin eğitim
için yeterli bir dil olmadığını ve Irak’ta Kürtçe
eğitim yapıldığı halde hiçbir sonuç alınamadığını
da kaydetmektedir.
“Ömrünü,
emperyalist devletlerin çıkardıkları mesele uğruna
harcamış, ancak, aklının ve vicdanının sesine
kulak vererek, hiçbir tesire kapılmadan yaptığı
derin araştırmalar sonunda hakikati görmüş bir
ilim adamı olarak, Dr. Sekban’ın Araştırması,
hepimize rehber olmalıdır.”11
Eğitim
dili gerçeği ve Kütçe konusunu yakın tarihten
bir tesbitle noktalayalım:
(Muş
eski milletvekili Gıyasettin Emre’nin, Menderesle
ilgili hatıralarından bir bölümünün özeti:)
“Menderes’in
Kürtçe konusundaki tavrı:
“Günümüzden
tam 40 yıl önce...Başbakan Adnan Menderes, ilk
defa ziyaret ettiği Muş’ta görülmemiş bir
kalabalık tarafından karşılanıyor ve tren
istasyonu yanında kurulan kürsüde, çok heyecanlı,
coşturucu bir konuşma yapıyor.
“Onun
ardından, Meclis Başkanı Refik Koraltan halka
hitap etmektedir. Birdenbire vali, emniyet müdürü,
koruma görevlileri ve polisler paniğe kapılıyor.
Çünkü, Menderes ortadan kaybolmuştur. Neden sonra,
kan-ter içindeki koşuşturmalar noktalanıyor ve
herkes rahat bir nefes alıyor. Menderes, miting alanında
hayli uzak bir bostanın çadırı altında, bir
vatandaşla sohbet ederken bulunmuştur.
“O
sırada, bostan sahibi vatandaş, radyo yayınlarını
ve Menderes’in konuşmalarını anlayamadıklarından
yakınmaktadır. Çünki 7-8 kişilik ailesinde,
kendisinden başka Türkçe bilen yoktur. Çevredeki
tablo da o durumdadır. Kısacası adam Kürtçe yayın
istemektedir.
“Menderes,
Kürtçe’nin 4 lehçesi (Kurmançi, Gorani, Sorani,
Dımıli) olduğunu, bu ayrı lehçeleri konuşanların
birbirlerini zaten anlamadıklarını izah eder. “Müşterek
bir diliniz yok mu?” sorusuna “Türkçe”
cevabını alınca da: ‘O halde, müşterek dili
bir yaygınlaştıralım, herkes öğrensin. Bunun için
okullar açalım, böylece birbirimizle rahatça konuşuruz.
Dolayısiyle, çocuklarınızın Türkçeyi öğrenmesi
daha iyi olacaktır.’ der. Ve vatandaşı ikna eder.
“Kürtçe
eğitim, Kürtçe televizyon tartışmaları günümüzde
oldukça yaygın. Önüne gelen, aklına estiği şeyi
söylüyor.
“Aynı
konuda, 40 yıl önceki sorumlu devlet adamının
yaklaşımı işte böyleydi. (Yeni Asya, 5 Ağustos)”12
Yani
rahmetli Menderes, ta o zamanlarda bile, vatanın
birlik ve dirliğini ancak Dil Bayrağımız
olan Türkçe’nin sayesinde ve gölgesinde mümkün
görüyor.
******************
-
Gündüz
Aktan, Goichi Kojima ya da Kürtçeler,
Radikal, 23.12.1998, 11.
-
Ziya
Baran, Eğitim Dili Gerçeği ve Kürtçe,
Zaman, 12. Ocak. 1999, 15.
-
Mehmet
Zıllioğlu Evliya Çelebi, Evliya Çelebi
Seyahatnamesi, Cilt: 3-4, Üçdal Neşriyat,
İstanbul-(Tarihsiz), s.1168.
-
a.g.e.
s.1152.
-
Ziya
Baran, Eğitim Dili Gerçeği ve Kürtçe,
Zaman, 12. Ocak. 1999, 15.
-
Gündüz
Aktan, Goichi Kojima ya da Kürtçeler,
Radikal, 23.12.1998, 11.
-
Gündüz
Aktan, Kojima’nın Düşündürdükleri,
Radikal, 30.12. 1998, 11.
-
Gündüz
Aktan, Goichi Kojima ya da Kürtçeler,
Radikal, 23.12.1998, 11.
-
Ziya
Baran, Eğitim Dili Gerçeği ve Kürtçe,
Zaman, 12. Ocak. 1999, 15.
-
Ankara-Reuters,
Milliyet, 5.12.1998, 15.
-
Prof.
Dr. İsmet Miroğlu, Tarih ve Medeniyet, Ekim
1996, s.4.
-
Tarih
ve Medeniyet , sayı: 30, Ağusos-Eylül 1996,
s. 69.
MUHSİN
BOZKURT
Emekli
Öğretim Görevlisi
|